top of page

ANNA LAUDEL İSTANBUL PPSD WEEKS

Anna Laudel Galeri’de gerçekleşen sergi 24 Ocak – 22 Şubat 2026 tarihleri arasında. İlk kez galerini dört katı da ziyarete açılıyor. PPSD yani Photograph, Paper, Sculpture ve Digital olmak üzere her kata yayılmış. Art Weeks tadında olmuş ancak galeriye özel bir sergi. Sıcak bir sergi galerinin beyazlığı sergiyi hiç soğutmamış. 


Sergi metinlerinde olan ayrıntılara girmeyeceğim. Onlar sitesinde var zaten. Bizi farklı ifade biçimlerinde düşünmeye çağırıyor sergi. Düşünmek güzeldir hele sanatı düşünmek daha güzeldir. Sergiye sadece gidenlerin QR kod ile görebileceği sergi düzeninden yararlanarak bu yazıyı yazdım.


Serginin giriş katında sizi muhteşem Photograph karşılar. Fotoğraflar sizinle konuşur, Önce sizi dört güzel Ayvalık karşılar. Ayvalık serisi kâğıt üzerine Kâğıt cyanotype baskı 1800’lerden kalma mavi baskı tekniği ile yapılmış. Ayvalığı bilenler kaçırmasın.  Mavi negatif gibi duruyorlar ama Ayvalık ruhunu yansıtmışlar. Şeytanın Kahvesi ve diğerleri. 


Salona girince hemen solda sizi ışıltılı bir melek karşılıyor Veil Looking Up, 1962/2013. Duvağı ışıl ışıl siz hareket ettikçe ışıltılarıyla size varlığını saçıyor.  Kendinden emin bir hali var, ne güzel. Sır vermiyor da. Altıgen dantelli duvağı sonsuz güç veriyor sanki ona… Tüm salon bir yana o bir yana dersiniz. O denli farklı bir çalışma olmuş.


Salonu istediğiniz gibi gezin. Rüyanın Öte Yakası / The Lathe of Haven Fathom Serisi / Series, 2020 sizi sağda karşılar. Rüyalar herkesin kendisine ait. İsteğiniz zaman çıkabilirsiniz rüyalarınızdan. Temizliği simgeliyor esereler. Cesur temizlik, eserler bunu anlatmış zaten ruhu temiz olması lazım insanın anlaması için. Öyle değilse hiç karışmasın daha iyi. Sırada bekleyenler, deniz görüntüleri, denizde varlığını gösteren sanat. Yaylalar özellikle bilenler için çarpıcı olmuş. Karşı duvarda sessizce size göz kırpıyor. İnsanlar, hayvanların ve doğa görüntüleri sessizce ne haldesiniz derler izleyenlere?


Birinci katta sizi kâğıdın sıcaklığı bekler. İçeri girmeden sizi nadir eserler hissi uyandıran Pigment paint, watercolor and 23K gold on adlı iki güzel çalışma karşılar. Kâğıdın sıcak, renkli ve özgün dünyası sizi sarar bir anda. Renk birliktelikleri, figürler, gravürler, pot-it teknik, kâğıt üzerine kolajlar ise ayrı bir renkli dünya sunuyor size. Salonu dolaştıkça eserler size dünyalarını açarlar:  Watercolor on hand cut paper, Türkan Şoray Post-it üzerine karışık teknikte size gülümser. Sorrow, 2017 size karışık teknikte kaçamak bir bakış atar. Masum güzellik hissi uyandırır. Mütevazi Yuva / Humble Nest, 2025 Çin defteri üzerine mürekkep ve akrilik kalem çalışma size ”Bir insanı ancak umutsuzca seven tanır” diye size tokat atar belki de, sıcak yuvanızdaki paradoksu gösterir. Hand cut paper, çalışmalar sırrını size vermez. Bulmanız gerekir. Dergi kâğıdı üzerine akrilik çalışmalar I'm Spirited derler size cesurca. Özgünlük ve benlik sorgulanır zihinde. Kent krokileri serisini kent plancıları ve kentte yaşayan herkes görmeli. Kentlerde varlık ve kayıp nedir acaba? Sessiz Tanıklar Serisi / Silent Witnesses Series, 2025 Her şeye tanık olmuş ama bunu hiç de kör göze sokmamış, dersiniz. Şimdinin Mevcudiyetini Taşıyan Ritimler de şeyler kafanızı karıştırır. Şimdi nerededir? Dahası Zanaatkârca Yineleme Serisi / Artisanal Iteration Series, 2023 zanaatkârın hünerini yansıtır size. Sanata karışır, hüneridir zanaatkârın zafer kazanan. Döngü ve sabitlik midir zihninize düşen kim bilir? İsimsizlerin ismi önemliyse siz isim verebilirsiniz. O zaman sizin olur belki eserler. 


Ben on yaşındayken, deseniz nasıl bir resim çıkardı karşınıza? Ya da sakat bir ruhun resmi nasıl görünürdü gözünüze bir bakmalısınız. İstanbul’a farklı bakış atan iki eser şaşırtır sizi hiç böyle düşünmemiştim İstanbul’u. Bazılarını anlamazsınız bile benim gibi iyi bir eser ama tam çözemedim çok düşünmek ya da birileriyle konuşsak daha iyi olur…


İkinci kata çıktığınızda sizi Sculpture dünyası karşılayacaktır. Bir beyefendi ailesi ile birlikte sizi buyur eder ergiye: Alfredo Garcia Revuelta, The Family, 2010, Epoxy. Heykellerin dünyası ayrı bir dünyadır. Sessiz, soğuk, sıcak, sade, karmaşık, anlaşılır, anlaşılmaz… Karikatüre benzer bazen heykeller ummadık derecede çarpıcı olabilirler. Megafon olur, mitolojiden Mehmet Aksoy pencere açar. Çini eserler de heykellere taş çıkaracak kadar varlık gösterirler. Ne baktın? Diye sorursalar alınmayın. Yüksek pigmentli poliorganosiloksan, paslanmaz çelik eserler malzeme o kadar estetik bir halde ve renkleri canlıdır ki dokunsan bozulacak sanırsınız. Beton, halı ve mozaik belki 80’li, 90’lı yıllara götürür sizi. O halıları hayatımızdan çıkarmayacaktık! Orada kaybettik işte. Başka acılar da saklanır halının arasında… Bazı heykeller canlıydı eskiden o yüzden onlar: Ölüm üzerine çeşitlemelerle karşınıza çıkar, ben öldükten sonra böyle olacağım bir süre sonra da toprak. Çirkin gelirler ilk başta size ölüm üzerine çeşitlemeler ama daha çok gördükçe onları o çirkin görünüşlerinin altında güzelliklerin saklandığını düşünmeye başlarsınız. İyice soyut olan heykellere bir yorum getiremez belki de onları öylece kabul edersiniz. İlla bir yorum getirmek zorunda mıdır insan? Sanata karşı. Herkes ayrı bir dünya olduğuna göre herkes ayrı bir şeyler sezer. Bilmek ve hissetme ne derecede söz sahibi olur? Susar zaman, susar düşünce. Çelik eserler en ipeksi, en narin görünümleri ile hiç sır vermezler. Derken ahşap çıkar karşınıza. İnanılmaz sıcak ve üretken bir doğa yansıması olarak. Sarılasınız, koklayasınız gelir ama sanat eserleri genelde dokunmaya karşı dururlar. Metal malzemelerden yapılmış görünmez kentler mercan serisi sizi adeta bir uzay kolonisine götürür. Sanki göktaşından yapılmışlar. Kimisi de mücevher gibi kendini gizler doğal bir yosun ya da mercan kolonisi olmuş kentler. Bu kentlere sığmak lazımdır. 


Son kata çıkarken Digital çınılar gelmeye başlar kulağınıza. Ay üssü mü? Mars kolonisi mi? Tekno bir yer mi karşılayacak  a. c. a. b. a. --- 1 ve 0’lar görsel olmuş kaçışır etrafınınız dijital sanat üssüdür aslında. Bunların işlemcisi yok mu? Beynimiz olmasın işlemcileri? Beyin var karşımda dijital beyin var dersiniz ama bir süre sonra beyin ürünü eserler olduğunu görürsünüz onların. LED panellerde ayrı dijital dünya mesajları gizlenmiştir. Sanatçıları bulup konuşmak gerekir yoksa anlar ya da anlamaz geçersiniz. Katın en şaheseri yarısı dijital halı bize neleri kaybettiğimizi nelerde olduğumuzu bize ışıldar. O halıları kaybetmeyecektik! Ah biz, ah! Yapay Zekâ ile üretilmiş, bir hatıraya sevdalı, bendeki aşk değil, seyret perişan halimi, üfle de söneyim, mahşere kadar, dijital dünyadaki saklı mesajlardır sorgularsınız… İçi boş diye kendini takdim eder bir öteki. Bin yüzlü kahraman ile sergiyi tamamlar oturup bir daha düşünürsünüz biz neyi kaybettik? Neyi kazandık? Neyiz? Tüm sanatçıların eline, emeğine sağlık. Var olsunlar. 


Sergiyi merak eden herkesi Anna Laudel Galeri bekliyor. 

Sergiyi bu yazı eşliğinde gezerseniz, fikirlerimin yetmediği yerde sizin fikirleriniz olacak ne güzel… Belki bana da yazarsınız onları ya böyle düşünememişim ben der dururum… 


Yücel YILMAZ                                                                          İÜ Merkez Kütüphanesi
Yücel YILMAZ İÜ Merkez Kütüphanesi



bottom of page