BİR ŞEHİR, BİR ŞAİR, BİR ŞİİR
- TKD Istanbul Subesi
- 3 Mar
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Mar

Bir Şehir
İç Anadolu’nun bozkırlarından batıya doğru bir yolculuk yapıyorsanız Eskişehir’e geldiğinizde bir şeylerin değiştiğini fark edersiniz ya da tam tersini düşünürsek, Batı’dan İç Anadolu’ya doğru bir yolculuk yapıyorsanız Mezitleri geçtiğinizde yeşille yaptığınız yolculuk biter; yeşili daha soluk, çılız ağaçlarla çevrili bir İç Anadolu kenti selamlar sizi bu kez. Yani Eskişehir hem biraz Anadolu hem biraz Batı, hem biraz bozkır hem de biraz yeşildir; çünkü o bir geçiş noktasıdır, bağlantıdır.
İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında, yüz ölçümü 13.652 km², denizden yüksekliği 792 m olan; Ankara, Konya, Afyonkarahisar, Bolu, Bilecik ve Kütahya ile çevrelenmiş, kara ikliminin hüküm sürdüğü, yaklaşık %22’sini dağların, %26’sını ovaların oluşturduğu bir kenttir Eskişehir.
Eski ve Orta Çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile anılmış; Arap kaynaklarında Darauliya, Adruliya ve Drusilya adıyla yer bulmuştur dünya sahnesinde kendisine.
Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar sırasıyla bu kadim topraklar üzerinde yıllarca hüküm sürmüşlerdir. 1071’de Malazgirt Zaferi’yle Anadolu’nun kapıları Türklere açılınca, 1074 yılında bu kez topraklarında Selçukluları misafir etmiştir. Bir uç beyliğinden imparatorluğa dönüşen ve ileride bu imparatorluğun ilk hükümdarı olacak olan Osman Bey tarafından 1289 yılında Osmanlı Beyliği topraklarına katılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ankara Beylerbeyliği, Kütahya Beylerbeyliği, Bursa Hüdavendigâr Beylerbeyliği’ne bağlanmış; 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanından sonra kent kimliğine kavuşmuştur. Balkanlardan, Kafkaslardan gelen göçlerle yerli halkın kaynaştığı, çok kültürlülüğün tek bir yerde harmanlandığı, hoşgörünün ve yeniliğin adıdır Eskişehir.
Öğrenciler Eskişehir’i, Eskişehir de öğrencileri çok sevmiştir. Öğrencilerin başkentidir; içinde bulunduğu bölgenin parlayan yıldızı, ülkemizde birçok şeyde ilklerin yaşandığı şehirdir Eskişehir’dir.
İlk köy enstitüsü, ilk yerli otomobil olan Devrim, ilk Türk lokomotifi Karakurt, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı kupalarını kazanan ilk Anadolu futbol takımı (Eskişehirspor), ilk yüksek hızlı tren seferi, ilk yapay plaj ve daha birçok ilk bu şehrin topraklarında hayat bulmuştur. Ve bir gün bu şehir, topraklarında aşkı en güzel anlatan şairlerden birini misafir etmiştir.
Bir Şair
Yıl 1931. Erzincan’da Cemalettin Seber adında bir çocuk dünyaya gözlerini açmıştır. Aile, zorunlu sebepler dolayısıyla Bilecik’e yerleşmiş; yedi yaşında annesini kaybetmiş; eğitimini daha iyi şartlarda sürdürmesi için İstanbul’a, halasının yanına gönderilmiş; fakat on bir yaşındayken Bilecik’e geri dönmüştür. 1947 yılında bu kez Haydarpaşa Lisesi’ne gitmek için çalmıştır İstanbul’un kapısını. 1950 yılında Mülkiye’de okumak için yönünü Ankara’ya dönmüştür. Mülkiye’de sınıf arkadaşı Seniha Hanım’ı görmüş ve 1953 yılında dünya evine girmiş; fakat sonra dünya evinin kapısını üç kez daha tıklatmıştır.
Yıl 1954. İlk eşi Seniha Hanım’la kadim şehrimiz Eskişehir’e stajyer bir memur olarak yolu düşmüştür şairin. Soyadında iki “yy “yan yana durmaktadır henüz. Tam sekiz ay on dört gün bu topraklarda yaşar. Gönlünü genç çalışma arkadaşına kaptırır, yasak aşkını bu şehirde bulur ve onu Üvercinka adıyla koyar kalbine. Bu tutkulu yasak aşkı “Üvercinka” şiirinde şöyle dile getirir Cemal Süreya:
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
…………………..
Ne Seniha ne Üvercinka ve ne de daha sonra hayatına giren kadınlar mutluluk getirmemiştir Cemal Süreya’ya. Aşkı doyasıya dizelere döken şair, gerçek hayatında hep inişli çıkışlı; az mutlu, çok hüzünlü bir yolla buluşmuştur aşkla.
Vişnelik Mahallesi, Zambak Sokak, Numara 7, şairin Eskişehir’deki adresidir. Yaşadığı sekiz ayda Eskişehir’e borcunu ödemiş ve “Eskişehir” adında bir şiir armağan etmiştir bu şehrin insanlarına. Eskişehirliler ise ona vefasını, yaşadığı evin duvarlarını resimleri ve şiirleriyle süsleyerek göstermişlerdir.

Bir Şiir
ESKİŞEHİR ŞİİRİ
Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rasladım en azdan
Hepsi de bir şarkı edinmiş kendine
Umutsuz sevdalara tutulmak onlarda
Bütünsüz uykulara yatmak onlarda
Verdimi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği…
Hiç gün görmediler diyemem
Bu gökyüzünü inkar etmek olur olmaz
Ama kimbilir kim çizdi çizgilerini
Ne varsa hüzün adına onların
Ne varsa yanılmak adına onların
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle bu kadar dokunaklı
Kimler ürküttü acaba bu kadar kadını
Beş kuruşluk bir kasım akşamı
Güneş daha yeni batıyordu Köprübaşında
Birçokları evlerindeydi kocalarında
Birçoklarının nereye gittikleri bilinmiyordu
Baktım bir miktar şarkıyla uzaktan uzağa
Bütün şehirle bütün alınganlığımla beraber
Gücenik olduğu besbelliydi birinin
Biri durmuş suya bakıyordu.
Benim asıl bir Sıdıkam vardı bu Eskişehirde
Şimdi bıyıklı bir assubayın karısı
Sıdıka ah Sıdıkası cumartesi gecelerinin
Kafamı taştan taşa vuruyorum faydasız
Sen başkaydın senin kadınlığın senin arkadaşlığın
Ağzın boyuna biçimli olurdu boyuna gözlerin vardı
İstemem herkes duysun maceramızı
Allahtan korkarım.


Kaynakça
Güneş, Z.(2007) Cemal Süreya’nın şiir dili. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.

