top of page

BİR ŞEHİR, BİR ŞAİR, BİR ŞİİR

Güncelleme tarihi: 4 Mar

Halime Atıl Yörü         Anadolu Üniversitesi Kütüphanesi
Halime Atıl Yörü Anadolu Üniversitesi Kütüphanesi

Bir Şehir


İç Anadolu’nun bozkırlarından batıya doğru bir yolculuk yapıyorsanız Eskişehir’e geldiğinizde bir şeylerin değiştiğini fark edersiniz ya da tam tersini düşünürsek, Batı’dan İç Anadolu’ya doğru bir yolculuk yapıyorsanız Mezitleri geçtiğinizde yeşille yaptığınız yolculuk biter; yeşili daha soluk, çılız ağaçlarla çevrili bir İç Anadolu kenti selamlar sizi bu kez. Yani Eskişehir hem biraz Anadolu hem biraz Batı, hem biraz bozkır hem de biraz yeşildir; çünkü o bir geçiş noktasıdır, bağlantıdır.


İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında, yüz ölçümü 13.652 km², denizden yüksekliği 792 m olan; Ankara, Konya, Afyonkarahisar, Bolu, Bilecik ve Kütahya ile çevrelenmiş, kara ikliminin hüküm sürdüğü, yaklaşık %22’sini dağların, %26’sını ovaların oluşturduğu bir kenttir Eskişehir.


Eski ve Orta Çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile anılmış; Arap kaynaklarında Darauliya, Adruliya ve Drusilya adıyla yer bulmuştur dünya sahnesinde kendisine.


Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar sırasıyla bu kadim topraklar üzerinde yıllarca hüküm sürmüşlerdir. 1071’de Malazgirt Zaferi’yle Anadolu’nun kapıları Türklere açılınca, 1074 yılında bu kez topraklarında Selçukluları misafir etmiştir. Bir uç beyliğinden imparatorluğa dönüşen ve ileride bu imparatorluğun ilk hükümdarı olacak olan Osman Bey tarafından 1289 yılında Osmanlı Beyliği topraklarına katılmıştır.


Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ankara Beylerbeyliği, Kütahya Beylerbeyliği, Bursa Hüdavendigâr Beylerbeyliği’ne bağlanmış; 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanından sonra kent kimliğine kavuşmuştur. Balkanlardan, Kafkaslardan gelen göçlerle yerli halkın kaynaştığı, çok kültürlülüğün tek bir yerde harmanlandığı, hoşgörünün ve yeniliğin adıdır Eskişehir.

Öğrenciler Eskişehir’i, Eskişehir de öğrencileri çok sevmiştir. Öğrencilerin başkentidir; içinde bulunduğu bölgenin parlayan yıldızı, ülkemizde birçok şeyde ilklerin yaşandığı şehirdir Eskişehir’dir. 


İlk köy enstitüsü, ilk yerli otomobil olan Devrim, ilk Türk lokomotifi Karakurt, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı kupalarını kazanan ilk Anadolu futbol takımı (Eskişehirspor), ilk yüksek hızlı tren seferi, ilk yapay plaj ve daha birçok ilk bu şehrin topraklarında hayat bulmuştur. Ve bir gün  bu şehir, topraklarında aşkı en güzel anlatan şairlerden birini misafir etmiştir.


Bir Şair


Yıl 1931. Erzincan’da Cemalettin Seber adında bir çocuk dünyaya gözlerini açmıştır. Aile, zorunlu sebepler dolayısıyla Bilecik’e yerleşmiş; yedi yaşında annesini kaybetmiş; eğitimini daha iyi şartlarda sürdürmesi için İstanbul’a, halasının yanına gönderilmiş; fakat on bir yaşındayken Bilecik’e geri dönmüştür. 1947 yılında bu kez Haydarpaşa Lisesi’ne gitmek için çalmıştır İstanbul’un kapısını. 1950 yılında Mülkiye’de okumak için yönünü Ankara’ya dönmüştür. Mülkiye’de sınıf arkadaşı Seniha Hanım’ı görmüş ve 1953 yılında dünya evine girmiş; fakat sonra dünya evinin kapısını üç kez daha tıklatmıştır. 


Yıl 1954. İlk eşi Seniha Hanım’la kadim şehrimiz Eskişehir’e stajyer bir memur olarak yolu düşmüştür şairin. Soyadında iki “yy “yan yana durmaktadır henüz. Tam sekiz ay on dört gün bu topraklarda yaşar. Gönlünü genç çalışma arkadaşına kaptırır, yasak aşkını bu şehirde bulur ve onu Üvercinka adıyla koyar kalbine. Bu tutkulu yasak aşkı “Üvercinka” şiirinde şöyle dile getirir Cemal Süreya:


Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden

En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye

Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız

Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun

Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez

Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

…………………..


Ne Seniha ne Üvercinka  ve ne de daha sonra hayatına giren kadınlar mutluluk getirmemiştir Cemal Süreya’ya. Aşkı doyasıya dizelere döken şair, gerçek hayatında hep inişli çıkışlı; az mutlu, çok hüzünlü bir yolla buluşmuştur aşkla.


Vişnelik Mahallesi, Zambak Sokak, Numara 7, şairin Eskişehir’deki adresidir. Yaşadığı sekiz ayda Eskişehir’e borcunu ödemiş ve “Eskişehir” adında bir şiir armağan etmiştir bu şehrin insanlarına. Eskişehirliler ise ona vefasını, yaşadığı evin duvarlarını resimleri ve şiirleriyle süsleyerek göstermişlerdir. 



Bir Şiir


ESKİŞEHİR ŞİİRİ

Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar

Hepsine yüzer kere rasladım en azdan

Hepsi de bir şarkı edinmiş kendine

Umutsuz sevdalara tutulmak onlarda

Bütünsüz uykulara yatmak onlarda

Verdimi adama her şeylerini verirler

Ben gördüm ne gördümse kadınlarda

Porsuk nehrinin geçtiği…


Hiç gün görmediler diyemem

Bu gökyüzünü inkar etmek olur olmaz

Ama kimbilir kim çizdi çizgilerini

Ne varsa hüzün adına onların

Ne varsa yanılmak adına onların

Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan

Kocaman gözleriyle bu kadar dokunaklı

Kimler ürküttü acaba bu kadar kadını


Beş kuruşluk bir kasım akşamı

Güneş daha yeni batıyordu Köprübaşında

Birçokları evlerindeydi kocalarında

Birçoklarının nereye gittikleri bilinmiyordu

Baktım bir miktar şarkıyla uzaktan uzağa

Bütün şehirle bütün alınganlığımla beraber

Gücenik olduğu besbelliydi birinin

Biri durmuş suya bakıyordu.


Benim asıl bir Sıdıkam vardı bu Eskişehirde

Şimdi bıyıklı bir assubayın karısı

Sıdıka ah Sıdıkası cumartesi gecelerinin

Kafamı taştan taşa vuruyorum faydasız

Sen başkaydın senin kadınlığın senin arkadaşlığın

Ağzın boyuna biçimli olurdu boyuna gözlerin vardı

İstemem herkes duysun maceramızı

Allahtan korkarım.




Kaynakça


Güneş, Z.(2007) Cemal Süreya’nın şiir dili. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.


bottom of page