CUMARTESİ YAZILARI
- TKD Istanbul Subesi
- 2 Oca
- 4 dakikada okunur
20 Aralık 2025
"Hub, farklı bileşenlerin bir araya geldiği ve etkileşimde bulunduğu merkezi bir noktadır. TKD-Hub İstanbul bir marka olacak."

Merhaba Değerli Meslektaşlarım, Değerli Gençler,
Hoş geldin. TKDHub-İstanbul. Hub, bilişimde cihazları birbirine bağlayan ve onların ortak noktası olan bir cihazdır. Minik işe yaramaz gibi görünen bir tane vardı, ama dünyaları birbirine bağlar. Net’ten bir sordum bana şu tanımı verdi: Hub, farklı bileşenlerin veya noktaların bir araya geldiği ve etkileşimde bulunduğu merkezi bir noktadır. Genel olarak, bir hub, veri, bilgi, enerji veya diğer kaynakların toplandığı, paylaşıldığı veya dağıtıldığı bir yerdir.
Öyle görünüyor ki: TKDHub-İstanbul bir marka olacak. Etkinlikler, buluşmalar, tanışma davetleri, network’lar oluşturacak. Neden mi? Dersiniz. Hub ile Network aynı kaderin iki parçasıdır. Bir de Net’ten Network’u sordum buyurun: Network terimi, birbirine bağlı birimler arasında bilgi, kaynak veya hizmet alışverişi sağlayan bir yapı oluyor. Temel olarak bir network, belirli bir hedef doğrultusunda bir araya gelen ve etkileşim içinde olan bileşenlerden oluşuyor. Bu bileşenler insan, bilgisayar, cihaz, organizasyon ya da sistemler olabiliyor.
Şimdi bu iki teknoloji unsurunun bize etkisi ne olacak? Öncelikle TKDHub-İstanbul’un herkese hayırlı ve uğurlu olmasını istiyorum. Diliyorum. Böyle bir girişim New York, Londra gibi yerlerde olsaydı, var da zaten kendilerince. Ancak oralar İstanbul değil. Ne mutlu bize ki İstanbul’da böyle güzel bir girişim başladı. Evet, girişim. Mesleki olarak fikir, tecrübe, akademik ve benzeri çok açılımlar getirebilir, ama bir girişim, bir marka olması tescil alması da neden olmasın? Dünyanın başkenti olan İstanbul’da olması bunun için yeterlidir. Bizim sahip çıkmamız, buluşmamız, bağlantıda olmamız, tanış olmamız gerekli...
Evet, bizi bir araya getirecek. Önce eğlenmek için, eğlenerek öğrenmek için neden olmasın? Sonra ve devamında çalışmak için hep beraber gelişmek için. Bir kültür ve sosyal etkinlik oluşumu olmalı. Tecrübe merkezi olmalı. Biz eskilerin, yenilere tecrübelerini aktarma, yenilerden de eskiler için geleceğe birlikte nasıl yol alınır? Kuşaklar arası iyi etkileşim ve tecrübe paylaşımı aktarılabilir. Gençlerin dünyası nasıl? Bunu görmemiz gerekiyor.
Öncelikle yıllardır yazmam için teşvik eden değerli hocam Bülent Yılmaz’a ve değerli meslektaşım Bahar Biçen Aras, değerli dostum Cihan Kalın’a tekrar buradan teşekkür etmek isterim.
İş hayatımda günlük gibi bir kayıt tutmadım. Günlük tutma alışkanlığı olsaydı çok anı birikmiş olacaktı yazılı olarak. İşimin büyük bir kısmı kayıt yapmaktan ibaretti. Olsaydı elimde anonimleştirip yazacağım çok tecrübe olurdu. Söz tecrübeye geldiğine göre arı kovanına çomak sokmaya başlayalım. İş hayatı arı kovanına benzer, bal da var acı da.
Denemeler yazacağım bazen, arada konu oldukça mesleki ya da teknik konular da olabilir. Bildiğimi sandığım şeyleri yazmayı düşünüyorum. Hiç bilmediklerimi asla. Düşünmeye çalışıyorum ve bunları sizlerle düşünmek istiyorum. İş hayatı ve insan hayatının kesişim kümeleri, fark kümeleri olacak konuları yazmak. İlk tecrübeler, ama şunu unutmayın tecrübe çok tehlikeli bir şey, hiç bitmiyor. Her an bir tecrübe insan hayatında. O tehlike bizi olabilecek diğer tehlikelere karşı aşılıyor, bağışıklık kazandırıyor.
İş hayatı ve arı kovanı...
Taa anne karnındayken başlar serüven aslında. Şekillenmeye başlar insan ve karakteri. İnsan hayatında başına her türlü şeyler gelebiliyor. Her insan bir evren aslında. Bu hayat yolunda olan olmuşsa ne yapalım? Yanlış şekil mi aldık, istemediklerimiz başımıza geldiyse. İş hayatında başarısız ya da istenmeyen mi olacağız? Kariyer ve ev arasında denge kurmaya çalışırken dengeyi mi bozacağız? Kafamız karışık, eski dünyamız da yok. İlişkiler olabildiğince resmi ve olabildiğince zor. Ne yapacağız bu arı kovanını kurcalarken? Uzmanı değilim. Yazılarımı neden okuyacaksınız o zaman? Bu herif Profesör falan da değil. Akademik bir şeysi de yok. Diyebilirsiniz. Düşünmek için. Yazarken düşünürüm hep. Doğru – yanlış, haklı – haksız, kendi düşüncelerine de arı kovanı muamelesi yaparım. Düşünmek çok iyidir. Kendi düşüncelerinize çomak sokmak daha kolaydır. Yazarsak anı ve düşünce biriktirmiş oluruz ve bu kolay kolay kaybolmaz. Yazınca insanların yeni şeyler düşünmesine fırsat vermiş olursunuz.
İşe girmek diye bir şey vardı eskiden. Bu ne kadar değişti bilmiyorum, gençlere sormak lazım. Anne karnından sonra, aile, varsa sokak oyunları, okul, çocuk işçiyseniz, iş, iş hayatı... öyle gidiyor. Durun bir dakika! tüm bunların arasında yine neler yaşadınız? Bir gününüzü nasıl geçirdiniz? Her gününüzü nasıl geçirdiniz? Tutkulu olduğunuz bir şeyler var mıydı? Her şeye rağmen mutlu olmayı bir nebze de olsa başardınız mı? Kendinizle ne kadar barışık oldunuz? Bunlar sizin önce kendinize sonra dünyaya bakışınıza ışık tutacak yaklaşımlar.
Evet işe girdik. Bizi bu güne getiren hayattan neler aldık? Neler verdik bu hayata? Kimlerle çalışacağız? Olgun, görgülü, güler yüzlü ama disiplinli, insanı satmayan, arkadan laf etmeyen insanlarla, varsa kusurumuz onaran, yok ezip geçen insanlarla mı? Bizim gibi herkes her ne yaşadıysa bugüne geldi sonuçta? Bugüne neler getirdik? Bunlar önemli. Etkili, doğru iletişim çok önemli. Arı kovanını çomaklamak için de doğru iletişim. İyi de ne bu doğru iletişim. Açık olmak, net olmak, bunları doğru anlamak ve doğru paylaşmak. Etrafından dolanmak değil. Siz belki o anlık kaybedersiniz, ama asıl onlar sizi kaybeder. Doğru iletişim halinde olmak kulağımıza küpe olmalıdır.
İletişim tamam, peki yönetim? Sevk ve idare eski bir deyimle. Burası çok civcivli bölüm işte. Bunu ben de bilmiyorum doğrusu. Bu durumda ne yapabiliriz acaba? Önce sakin “calm”, farklı düşün “think different”, inanılmayacak kadar çok seçenek vardır. Biz göremeyiz bu seçenekleri, görebilenler yönetim işini kıvıranlardır. Yalnız yönetim işinin de sihirli anahtarı “yönetici iletişimdir”.
İletişim evet o da anne karnından başlar. Hayat bir bütünüdür, anlayacağımız. Her şey birbirine o kadar bağlıdır evrende ayrı bir şey yoktur.
İlk anahtar iletişim, ancak ye kürküm ye olgusu da var. Kendi imajımızı, kendi “markamızı” kendimiz belirleriz. Görünüm, iletişim, karakter, konuşma hemen hepsi. Peki bu kadar her şeyin ölçülüp biçildiği dünyada, kurallarının konulduğu dünyada, mükemmeliyetçi dünyada nasıl bir yerimiz olacak. Her şeyin de bozulduğu ve mihenk taşı ile ölçüldüğü bir dünyada...
İnsani yetenekler, beceriler, insani değerler bunlar iletişim kanalı altında her zaman var olabilmeli. Önce insan olabilmenin daha önemli olduğu bir dünya gerekiyor. İnsani karakterlere bir o kadar da saldırı var. İnsan onları nasıl kaybettiğini bile anlayamıyor. Gençler bu konuda ne düşünüyor acaba?
Bir kütüphaneci olarak tüm bunların içerisinde neredeyiz? Her günü insani olarak nasıl geçiriyoruz? Bunların yanıtlarını iyi olarak veriyorsak sıkıntı yok gibi. Yok kötüyse iyileştirmek lazım. İşte ne kadar, hayatta ne kadar bu becerileri yürütebiliyoruz? Mükemmel mi olmak lazım? Hiç sanmıyorum doğrusu. Öyle bir şey yok. Algılamak önemli burada. Olduğu gibi algılamak, objektif algılamak, yoksa işin içine uydurmalar girmeye başlar. Arıların iğnesi acıdır. Olanı uydurmadan. Objektif olarak algıladığınız zaman iletişim becerileri ve insani değerleriniz ile sorunları rahatlıkla çözersiniz. Her sorun da çözülmüyor, zamana bırakılıyor. Bunun iyi veya kötü tarafları da var. Mükemmel olamayacağına göre büyük bir oranda işi kurtarıyor, iyi yönetiyorsanız zaten dengeyi bulmuşsunuz demektir. Yıkıntı yoksa, sıkıntı da olmaz. İş ve iletişim açısından bu gereklidir. Dengeyi bulmak ve dengeli gitmek hayatın lokomotiflerinden biridir.
Değerli meslektaşlarım ve gençler gelin Hub-İstanbul'u İstanbul’a yakışır şekilde, profesyonel, insani ve sosyal açıdan şekillendirip geliştirelim.



