top of page

ERDEM ERALP’İN ARDINDAN

Güncelleme tarihi: 4 Mar

1997 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü Dokümantasyon ve Enformasyon Anabilim Dalı’na başladığımızda, sınıf arkadaşlarımızla birlikte yeni bir hayata adım atmıştık. O günlerde aramızda Erdem de vardı. Henüz yolun başındayken, birbirimizi daha yakından tanımak için sınıfça Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde bir araya gelmiş, uzun sohbetler etmiştik. Hayatın bizi nerelere savuracağını, ilerde kimlerle yolumuzun kesişeceğini bilmeden…


Mezuniyet sonrası yollarımız bir süreliğine ayrıldı. 2001 ekonomik krizinin gölgesinde herkes kendi yolunu çizdi, farklı kurumlarda çalışmaya başladı. Ben de çeşitli kurumlarda staj ve çalışma deneyimlerinden sonra, 2003 yılının Ekim ayında yeni kurulan İstanbul Ticaret Üniversitesi Kütüphanesi’nde göreve başladım. Aynı dönemde sınıf arkadaşım Nihal de burada çalışıyordu.


Kütüphanede otomasyon programı olarak Yordam kullanılmaktaydı. Her ay teknik destek için firma tarafından bir uzman gelirdi. Bir gün teknik destek için gelen kişinin Erdem olduğunu gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı hâlâ hatırlıyorum. Sonraki yıllarda teknik destek için düzenli olarak gelmeye devam etti. Derken bir gün, üniversitemizin yeni açılacak Küçükyalı yerleşkesine personel alınacağı duyuruldu ve alınacak kişinin Erdem olduğunu öğrendiğimizde hem çok şaşırdık hem de çok sevindik. Başlangıç yılını bugün tam olarak hatırlayamıyorum ama Erdem’in aramıza katılışı sanki dün gibi.


Erdem, kütüphanemizin adeta bilgi işlemcisi gibiydi. Teknik bir sorun olduğunda bilgi işlem birimini aramak aklımıza bile gelmezdi; doğrudan Erdem’i arardık. Kütüphane otomasyon programından web sayfasına, veri tabanlarından teknik altyapıya kadar her konuyla ilgilenirdi. Bizim için yalnızca bir çalışma arkadaşı değil, adeta elimiz kolumuzdu.


Çok şakacıydı. Üstelik öyle sıradan şakalar değil; ilk anda insanı afallatan, hatta bazen “Bu da olur mu?” dedirten türden şakalar yapardı. Ama zamanla herkes onun mizah anlayışına alışır, hatta başkası yapsa belki tepki göstereceği bir şakayı Erdem yapınca doğal karşılardı. Çünkü mizahının arkasında samimiyet, içtenlik ve zekâ vardı.


Yardımseverdi. Bazen “tembelliği tuttuğunda” onunla kısa bir sohbete başlardık telefonda o arada istediğimiz işi yapmış olurdu. Konusunda son derece bilgiliydi; yalnızca teknik alanda değil, genel kültürüyle de dikkat çekerdi. Yeme içme kültürüne, seyahate, yeni yerler keşfetmeye özel bir ilgisi vardı ve bu deneyimlerini büyük bir keyifle paylaşırdı.


Sinemaya olan tutkusu ise bambaşkaydı. Bir dönem kütüphane için oluşturduğumuz DVD film koleksiyonunun tamamını büyük bir titizlikle kendisi seçmişti. Normalde kataloglamayı çok sevmezdi; ama söz konusu filmler olunca hiç itiraz etmeden, hatta keyifle kataloglardı.

Sinema onun için yalnızca bir ilgi alanı değil, bir yaşam biçimiydi. Bunun yanı sıra doğa yürüyüşleri yapmayı, farklı ülkeleri ve şehirleri gezmeyi, konser ve kültürel etkinliklere katılmayı çok severdi.


İnsanlara yardım etmeyi severdi, aynı zamanda düşüncelerini açıkça ifade etmekten çekinmezdi. Eleştirir, tartışır, farklı görüşlere sahip kişilerle rahatlıkla fikir alışverişi yapardı. Netti, dürüsttü ve kendisiydi.


Zaman içinde kurumumuzda önemli değişiklikler yaşandı. Birlikte çalışmaya başladığımız, her adımını ekip olarak planlayıp kurduğumuz arkadaşlar Emeklilik dolayısıyla kurumdan ayrıldılar. Çok geçmeden Erdem de kurumdan ayrılmak zorunda kaldı. Bu süreç hepimiz için zordu. Onun niteliklerini bilen bizler, mutlaka daha iyi imkânlarda çalışacağına inanıyorduk. Ancak herkes yaşadığı süreci kendi içinde farklı taşır. Erdem’le bu dönemde sürekli iletişimde olsak da bu dönemi nasıl yaşadığını tam olarak bilemeyiz.


Bir gün rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı haberini aldık. Ve yaklaşık bir hafta sonra, onu kaybettiğimizi öğrendik.


Bu haber tarifsiz bir acıydı.


Yoğun bir yağmur yağıyordu; ama kimseyi durdurmamıştı. Sanki Erdem son bir kez daha herkesi bir araya getirmişti.


Erdem; güler yüzlü, samimi, zeki, üretken ve hayat dolu bir insandı. Onu unutmak mümkün değil. Hayatımın çok uzun bir dönemindeki anıların büyük kısmında o var. Bu yüzden hatırası daima bizimle.


Meslek hayatımda birlikte çalışmaktan en çok keyif aldığım insanlardan biriydi.Bir meslektaş, bir dost, bir yol arkadaşıydı.


Onu sevgiyle, özlemle ve güzelliklerle anıyorum.


Engül Demirdağ

İstanbul Ticaret Üniversitesi Kütüphanesi



bottom of page