top of page

KÜTÜPHANELERDE KİMLİK ARAYIŞI

Güncelleme tarihi: 4 Mar


Serkan Demirhan                                   Medeniyet Üniversitesi BBY Öğrencisi
Serkan Demirhan Medeniyet Üniversitesi BBY Öğrencisi

Yazar bir arkadaşımın halk kütüphanesinde yapacağı söyleşiye davet edilmiştim. Bu, bana arkadaşıma destek olmamdan öte -Bilgi ve Belge Yönetimi bölümü öğrencisi olarak- bir gözlem fırsatı sunmuştu. Lise öğrencilerinin doldurduğu küçük salonun bir köşesinden, öğrencilerin beni bir görevli olarak atfetmelerine ses çıkarmadan, hoşnut bir halde söyleşiyi izliyordum. Birçoğu ilk defa gerçek bir yazar görmüştü ki o yaşlarda bazı meslek grupları onların usunda daha heyecan verici bir hal alıyordu. 


Söyleşi ilerledikçe kimilerinin dikkatinin dağıldığını, kimilerinin o yaşlarda telefonda daha heyecan verici gönderilere baktığını fark etsem de azımsanmayacak bir grubun hala pürdikkat takip ettiğini görüyordum. Söyleşi bittiğinde öğrenciler servis aracına doğru hareket etmeye başlamıştı. Kimileri arkadaşıma yazarlık, yazma eylemi veya öyküler hakkında sorular soruyordu. Söyleşi sırasında da arkadaşımı zorlayacak sorular sorulmuş, canlı, eğlenceli bir etkinlik gerçekleşmişti. Dinmeyen merakları, soru sormak için sıraya girmeleri yapılan etkinliğin olumlu yansımalarını gösteriyordu. Bu sıranın sonunda bekleyen bir kız çocuğu gözüme çarpmıştı. Söyleşi boyunca tek başına kenarda (bir söyleşide etrafında kimseyle sohbet etmeyen bir çocuk maalesef orada tek başınadır) utana sıkıla dinleyen çocuğun ne soracağını neler diyeceğini merak etmiştim. Öğrencilerini sağ salim servise yetiştirmeye çalışan öğretmenin görev odaklı endişesinden ötürü maalesef sohbet uzun sürmemişti. Ama o kısa sürede bize yazmaya duyduğu ilgiyi hatta Rus edebiyatından sevdiği yazarları göz temasından kaçınarak anlatmıştı. Gogol dediğimde o eğik başı kalkmıştı ve bana Puşkin’den söz etmişti.


Bu an bende bir merak doğurmuştu. Kütüphane sorumlusu ile söyleşiler ve kütüphane etkinlikleri hakkında bilgiler aldım. Bölgede merkezi konumda sayılabilecek kütüphane, sanırım telefonun konumundan veya binanın dibine kadar gelip “Halk Kütüphanesi” tabelasını bulamayanlar için görmesi imkansız bir yapıydı. Bu düşüncemi söyleşiye bir saat kala, kütüphanenin üst sokaklarında, kütüphaneyi bilmeyen insanlardan doğurdum.  


Etkinliklerin çoğu bölgedeki farklı okullardan ve ekseriyetle kütüphane ile haşır neşir olmamış öğrenciler için sunuluyordu. Bu onlar için bir adım, bir kıvılcım olup çevre halkı veya kurumlar tarafından yeterli görülse de hayal edilen büyüme, harlama için yetersiz gözüküyordu. Gelen çocukların birçoğu etkinliklerden fayda sağlıyor, keyif alıyordu. Etkinlik sonlarında “bu devam edecek mi, bir daha ne zaman olacak, abla/ağabey/hoca bir daha ne zaman ders verecek” minvalinde coşkulu sorular genellikle cevap bulamıyordu. Yaptığımız sohbette şunu fark ettik ki: Gelen çocukların hepsi kütüphaneyi etkilendikleri biçimde görüyordu. Yaş aralığı fark etmeksizin öğrenciler, belleklerinde geldikleri etkinliklere göre şekillendiriyordu kütüphaneyi. Sorumlu ile rastlaşan öğrenciler, kimi zaman öğretmenler, kütüphane hakkında değil katıldıkları etkinliklerin çerçevesinde sohbet ediyor veya sorular soruyordu. Bu konuşmalar bana insanların bir yapıdan öte o yapıya ait bir kimlik aradıklarını, o kimlikle beraber kurumsal bir nesneden çok daha anlamlı sıfatlar kazandırmaya çalıştığını gösteriyordu. Hülasa gelmeyen, tercih etmeyen halk değil, iletişime geçmemiş, belleklerde sıfat kazanmamış yapılardı. 


Kütüphane kurumsal bir yapıdır. Kime sorsak yüzeysel dahi olsa yakın cevaplar alacağımız bir oluşumdur ve bu coğrafyanın zihninde kurumsal kavramı, tabiri caizse işi düşmeyen insanların can atarak geleceği bir yapı değildir. Bahsettiğim kimlik, kırılma olarak burada devreye girebilir çünkü kütüphane ne kadar kurumsal olsa da bu kırılmayı kazanabileceği kimliklerin veya sıfatların doğrultusunda lehine çevirebilir. 


Bir çatı olarak kütüphane; yazılım, yapay zeka, tarih, edebiyat vb. sunumları, söyleşileri, etkinlikleri insan kazanma, kütüphane kavramını daha fazla göstermek adına bütün kurumlarına yayması ne kadar güçlü bir yansıma doğurabilir? Bu, özellikle büyük şehirlerde, kütüphanenin fazla olduğu bölgelerde kurumsal bir etkinlik olarak kalacaktır. Buna paralel olarak yapılan görevlendirmeler daha geniş çaplı olacak, kütüphaneciyi ve yaşatmamız gereken kütüphaneleri de zora sokacaktır. Nihayetinde belirlediği alanlarda yoğunlaşıp kimlik kazanan kütüphaneler, kendi içinde bu kimliğe uygun insanlar yetiştirecek, kimlikle beraber bir kültür oluşturacaktır.  Bir kimlik tepeden değil çok daha içeriden doğar.


Teknolojinin getirdiği yenilik ve değişimleri yakından takip eden kütüphaneler her zaman çağa ayak uyduracak ve canlı kalacaktır. Klasiklerin ve kenarda kalmışların paltosundan çıkanların ruhuna ihtiyaç duyarak… Adını öğrenemediğim sevgili kız çocuğu, kütüphane umarım sende bir umut olarak devam edecek. Bense bana bıraktığın kıvılcımı hatırlayacağım ve hayıflanarak Puşkin okuyacağım.  

bottom of page