AYNI MESLEĞE BİR KEZ DAHA BAŞLAMAK

2000 yılının Ağustos ayında, ömürlük mesleğim olacak kütüphaneciliğe Koç Üniversitesi’nde ilk adımımı attım. Orada ağırlıklı olarak dolaşım ve referans hizmetlerinde çalıştım. Mesleğe dair bilgimin, çalışma anlayışımın ve belki de en önemlisi meslek görgümün temelleri, ilk yöneticim Jane Ann Lindley sayesinde atıldı. Işıklar içinde uyusun.
Daha sonra Özyeğin Üniversitesi’ne geçtim. Burada fakülte kütüphanecisi olarak çalışmaya devam ettim. Türkiye’deki meslek hayatımı 2018 yılında, Özyeğin Üniversitesi’nde kütüphane direktörü olarak tamamlayıp yeni maceralara doğru yola çıktım.
Sonraki altı yılım Japonya’da geçti. Bir yandan kütüphanecilik yaparken bir yandan da lisede
ders verdim. Onuncu sınıflarda, daha çok bilgisayar bilimlerine giriş niteliğinde olan Bilgi
Teknolojileri dersine; on birinci ve on ikinci sınıflarda ise Bilgi Kuramı derslerine girdim.
Aklında başka ülkelerde çalışma deneyimi olan arkadaşlarım için küçük bir not da bırakayım:
Japonya’da öğretmenlik lisansı aldım. Benim başvurumda İngilizce yeterliliğimi ve deneyimimi belgelemem yeterli oldu. Deneyim hesabında da Japonya’daki çalışmalarım ile daha önce çalıştığım kurumlardaki süreler birlikte değerlendirildi. Elbette her ülkenin ve her kurumun koşulları farklı olabilir. Japonya’dayken eğitim alanındaki yüksek lisansımı da tamamladım. Bütün bu deneyimler bana şunu gösterdi: Ülkeler, kurumlar ve unvanlar değişse de mesleğin bazı temel ilkeleri pek değişmiyor.
Bu yazıyı yazma nedenime şimdi geliyorum. Elli yaşımda Amerika’da pek çok şeye yeniden
başladım. Şu anda çalıştığım pozisyon ise beni meslek hayatımın başlangıcına götürüyor.
Amerika’da Library Technician, yani kütüphane teknisyeni olarak çalışıyorum. Bu önemli bir
ayrıntı, çünkü bu tercihi eğitimime ya da geçmişte sahip olduğum unvanlara bakarak
yapmadım. O dönemde karşıma çıkan ve yaşam koşullarıma uygun olan iş imkânını
değerlendirdim.
Bu adımı atarken kısa bir an için “Her şeye sıfırdan mı başlıyorum?” duygusu geldi. Sonra bir
esinti gibi geçip gitti. Çünkü kısa sürede fark ettim ki insan bir pozisyona yeniden başlayabiliyor ama mesleki birikimi sıfırlanmıyor. Geçmişte öğrendikleriniz, yaptığınız hatalar, yönettiğiniz ekipler, verdiğiniz dersler ve kurduğunuz ilişkiler sizinle birlikte geliyor. Bu ay Amerika’daki ilk çalışma yılımı da tamamladım.
Minnesota’daki resmî sınıflandırmalara baktığımızda kütüphane alanında Library
Technician, Library/Information Resources Services Specialist, Library/Information Resource
Services Specialist Supervisor Senior ve Library/Information Resource Services Specialist
Program Director gibi unvanlarla karşılaşıyoruz. Kuruma göre isimler değişebilse de bunları
kabaca teknisyenlik, uzmanlık veya kütüphanecilik, yöneticilik ve direktörlük basamakları olarak düşünebiliriz. Ayrıca bu unvanlar yalnızca isim olarak bırakılmıyor; görev kapsamları ve
ücret sınıflarıyla birlikte tanımlanıyor. Bu açıdan baktığımda Türkiye’de farklı isimlerle anılsa da kütüphaneciliğin hemen her düzeyinde çalışmış oldum. Dolaşım ve referans hizmetlerinden fakülte kütüphaneciliğine, öğretimden yöneticiliğe ve şimdi yeniden teknik hizmetlere uzanan oldukça geniş bir daire çizdim.
Türkiye’deki genç meslektaşlarımla konuşurken sık sık karşıma çıkan bir konu var. Şimdi
biraz da işin ekonomisine giriyoruz. Türkiye’de de benzer görev ve sorumluluk düzeyleri
bulunuyor. Fakat bu düzeylerin karşılığında alınan ücretler çoğu zaman yapılan işin kapsamını
yansıtmıyor.
Şimdi “Muhtesem, bunu zaten biliyorduk,” diyeceksiniz. Haklısınız da. Benim özellikle
değinmek istediğim nokta biraz farklı. Kütüphanecilerin görev tanımlarının dışında
üstlendikleri mesleki sorumlulukların da görünür olması gerektiğini düşünüyorum. Bu
sorumluluklar yalnızca çalışan ile yönetici arasındaki bireysel bir pazarlığa bırakılmamalı;
mümkün olduğunca iş tanımlarına, mesleki seviyelere ve ücretlendirme sistemlerine
yansıtılmalı.
Örneğin ANKOS, TKD ya da ALA gibi meslek örgütlerinde gönüllü olarak komitelerde görev
almak veya yöneticilik yapmak ciddi bir zaman, emek ve sorumluluk gerektiriyor. Böyle bir
görevi üstlenen kişi yalnızca “gönüllü bir iş” yapmış olmuyor. Aynı zamanda ekip yönetiyor,
toplantılar düzenliyor, karar süreçlerine katılıyor, projeler geliştiriyor ve mesleki temsil
sorumluluğu taşıyor.
Amerika’da dikkatimi çeken noktalardan biri, bu tür çalışmaların özgeçmişte ve mesleki
değerlendirmelerde somut bir yönetim ya da liderlik deneyimi olarak gösterilebilmesi. Bu
elbette her kurumda otomatik bir maaş artışı anlamına gelmiyor. Ancak gönüllü olarak
üstlenilen sorumluluğun görünmez kalmaması için bir alan açıyor. Bir sonraki pozisyonun
seviyesi, görev tanımı veya ücret bandı belirlenirken bu deneyim de değerlendirilebiliyor.
Türkiye’deki meslektaşlarım uzun zamandır çalışma koşullarının ve çalışan haklarının
iyileştirilmesi için emek veriyorlar. Benim buradaki deneyimim tek başına büyük bir çözüm ya
da herkes için geçerli bir model değil. Yine de farklı bir sistemde gördüğüm bu örneği
paylaşmanın, devam eden çalışmalara küçük de olsa destek olabileceğini düşünüyorum.
Belki mesele her şeye yeniden başlamak değil. Bazen yalnızca başka bir ülkede, başka bir
unvanla ve başka bir masada mesleğe kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ve insanın
kartvizitindeki unvan değişse de yıllar boyunca biriktirdiği mesleki hafıza, onunla birlikte yeni
yerine taşınıyor.
Kaynak: Minnesota Management and Budget, Library Technician sınıflandırma belgesi.


